Kayıtlar

Temmuz, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor
ANKARA ANTLAŞMASI  ve LİONEL MESSİ       Boyu uzamayan ve oldukça kısa olacağını söylenen  küçük adamın  ailesine Arjantinli doktorlar,  İspanya’ya gitmesini ve burada tedavi görmesini tavsiye ettiler. Onlar da çocukları için  apar topar Ispanya'ya gittiler. Aslen İtalyan olan  aile, Avrupa Birliği pasaportu taşımaları sebebiyle, İspanya’da ikamet etmeye başladılar.         Aile çocuklarını Barcelona altyapısına kaydettirmişler ve ve çocukları için ellerinden gelenin fazlasını yapmışlardır. Tedavinin büyük bir kısmını Barcelona kulübü karşıladı. Ve tedavi sonucu çocuğun  boyu 1,69cm olmuş ve aile amacına ulaşmıştır.         Kariyeri boyunca, 4 kez La Liga, 3 kez de UEFA Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu yaşayan , 4 kez de Dünyada Yılın Futbolcusu Ödülü’ne laik görülmüştür. 4 ödülün 4’ü de üst üste alınmış ödüllerdir. Ayrıca 3 kez de Altın Krampon Ödülü’nü kazanan Arjantinli yıldız 2014’te FIFA Dü...
ŞARKILARLA BAŞLAYIP  ŞARKILARLA BİTEN AŞK               Selahattin ailesiyle üç yaşında Denizliden  İstanbul'a taşınmışlardı. Ud çalmaya 12 yaşında baslamıştı. Musiki hayatına girmesine babası eski Denizli milletvekili Sadık Bey, siddetle karşı çıkıyordu. Beste yapmaya  18 yaşında  başlamıştı. Babasının zoruyla gittiği Ticaret Mektebi'ni  müzisyen olacağını babasına soyleyerek bıraktı.        Denizli'den  babasını ziyarete gelen eşraf için kurulumuş sofrada Sadık Bey oğlu için "Çalgıcı" dedi. Selahattin "Ben çalgıcı değil, sanatkarım" diye itiraz etti. Baba oğul ilk defa başkalarının yanında kavga ettiler. Sadık Bey sinirlendi ve eline geçirdiği gaz lambasını oğluna fırlattı. Çıkan yangını güçlükle söndürdüler. Selahattin bir daha baba evine geri dönmedi.        Artık Udi Selahattin Bey, tamburi Selahattin Pınar olmuştu. Efendiliği, temiz giyimi, güzel ve esprili konuşmasıy...
NAZIM HİKMET YASASI     1930’lu yıllarda, yabancı filmleri, Mahmut Moral yönetimindeki Darülbedayi/İstanbul Şehir Tiyatrosu sanatçıları seslendiriyordu. Ancak bu sanatçıların konuşmaları halka doğal gelmiyordu.        İpek Film  sahipleri  olan aile  yakın ilişkide oldukları  Nazım Hikmet’e  bu işi teklif etti.  Nazım Hikmet'in ilk dublaj sanatçısı yaptığı sanatçılar Ferdi Tayfur ve eşi Melek’ti. İlginç ses tonu ve kendine özgü vurgularıyla Ferdi Tayfur kısa sürede "dublajın kralı" oldu.          Melek ve Ferdi Tayfur çok çalışıyorlardı. Karanlık odalarda, sabah erken saatlerde başlayıp gecenin geç saatine kadar süren  dublaj işi ikisini de  çok yoruyordu. Bu yorgunluğu azaltmak sadece kokainde buluyorlardı. Kokainin dozajı her geçen gün artıyordu. Bazen iş yapamaz hale geliyorlardı.  Sahte bir hayat artik ikisini de esir alıyordu.       Adalet Cimcoz  Ferdi Tayf...
KAYSERİ'DEN VENÜS'E BİR  SEVDA MASALI               Kudretli Selçuklu hükümdarı II.Kılıçarslan'ın  oniki çocuğu oldu. Ancak çocuklarından  sadece biri kız olmuştu.  O kız çocuğunu, hükümdar Kılıçarslan ve  küçük kızın erkek  kardeşleri  ihtimamla büyütüp, sarayın gözbebeği ve baştacı  yapmışlardır.              O küçük kız  artık büyümüş ve genç bir kız olmuştur. Ve gönlünü sultanın ordusunun umut vaadeden sipahilerinden  birine kaptırır. Fakat  prensesin ağabeyi I.Giyaseddin Keyhüsrev bu  sevdayı hiç  onaylamıyordu ve şiddetle karşı çıkıyordu. Ağabeyi sultanın aşık olduğu Sipahi’yi Kayseri’den uzak tutmak için O’nu muharebeden muharebeye göndermiş ve genç adam sonunda  katıldığı  muharebelerin birinde şehit olmuştur.              Sultan  bu muharebelerden dönecek diye sevdiği adamı  beklerken,...
RÜYADAKİ GÜZEL           Diyarbakır'da dünyaya gelen Fuat Edip Baksı Eğitim Enstitüsünün Türkçe Bölümünden mezun oldu. İzmir liselerinde ve İzmir Yüksek İslam Enstitüsü’nde Türkçe öğretmeni ve öğretim görevlisi olarak çalıştı.           Fuat Edip   Enstitü' de okurken oldukça romantik  ve  birazda   içine kapanık  bir insan olarak biri olarak arkadaşları tarafından tanınıyordu. Gençliğinde  bir gece rüyasında  bir kız görür ve kisisel ozelliklerinden dolayı rüyasında gördüğü  o kıza aşık olur. Yıllarca o kızı bulma hayaliyle hiç kimseye aşık olmaz ve dolayısıyla evlenmez.  Ailesi tarafından evlenme baskılarına uzun süre direnir ve o kızı bulacağını söyler. Ama ailesinin baskısına dayanamaz ve zorla evlendirilir.              Liselerde Türkçe öğretmenliği yaptığı sırada bir Fuat Edip’in yolu evine giderken bir lisenin önünden geçer. Okulun dağıldığı sırada...
KÖLELİKTEN IMPARATORLUĞA BİR ÖMÜR           Türkistanlı olan küçük yaşta köle olarak Türkistan’dan Nişâbûr’a getirilen Kutbuddin Aybek Nişâbûr’da bölge vâlisi ttarafından satın alındı.            Bölgenin Kadısı  köle olmasına rağmen asaleti, zekâsı ve hareketlerini beğendiği  Kutbüddîn Aybek’in çocuklarıyla eğitim almasını sağladı. Kur’ân-ı kerîm okumayı, fıkıh ve lüzumlu ilmihâl bilgilerini, yazı yazmayı, ata binip ok atmayı, kılıç ve her türlü silâh kullanmayı  öğretti.             Kutbüddîn; yetiştirildikten sonra, cihâdlara katılması için Gazne’de Sultan Muizzüddîn Muhammed Gûrî’ye verildi. Sultan Muhammed Gûrî, Kutbüddîn Aybek’i kendisine yakın görevlere atadı. Bu görevlerde komşu beylere karşıve Hindistan’da kazandığı başarılar ile dikkat çekti.            Sultan Muhammed, Delhi seferinden dönüşünde Kutbüddîn Aybek’i, valiliğe tâyin etti. Kutbüdd...
İMPARATORLARI ÖLDÜREN SPOR; ÇEVGEN/ÇÖĞEN/POLO              Polo, at üzerinde  ucu tokmaklı sopalarla, çim üzerinde  bir topa vurup topu rakip kalelere sokmak amacıyla oynanan bir oyundur.  İngiliz Hurlingham Kulübü tarafından yönetmeliği     çıkarılmıştır.  Günümüzde Ingiliz aristokrasisin çok önem verdiği ve oynadığı bir oyundur. Tüm dünyada İngilizlerin bulduğu ve yaydığı bir oyun olarak bilinir.         Polonun tarihi ile anlatılan herşeyin doğru olmadığını biraz tarihin tozlu sayfalarında dolaşırsak anlayabiriz.           Bu oyun aslında MÖ.6.yüzyıldan beri oynanan bir oyundur. Günümüzde  Polo denilen bu oyuna  Türkler "Çevgen"  Persler de" Çöğen" adını vermişlerdir.           Şehname'de İlginç bir anektod vardır; Persler ile Turkler karşılıklı bir çevgen maçı yapar ve "acemi" olan Türkler kazanır...       ...
PASCAL ve   HZ.ALİ                Hz.Ali bir gün bir müşrikle karşılaşır. Muşrik; "Şu sizin halinize bakıyorum da, ahiret var, insan yaptıklarından hesap  verecek diye namaz kılıyorsunuz, oruç  tutuyorsunuz; cennet ve cehennem var diyorsunuz. Ben bunların hiçbirine inanmıyorum. Hem aramızda ne fark var, sende yaşıyorsun  bende. Sizin bu çabanız niye?" diye sormuş.               Hz.Ali müşrike şu cevabı vermiş; Farzet ki ölüm sonrası yok ben bu yaptıklarım için kaybettiğim zaman ne kaybederim? Bu yaptıklarimdan hiç  zarar görmem.  Ancak öteki dünya varsa senin halin nice olur hiç düşündün mü? der.                Hz.Ali'den yaklaşık bin sene sonra dünyaya gelen   Blaise Pascal, yaklaşık 12 yaşında üçgenin iç açılarının toplamının  iki dik açıya eşit olduğunu bulmuştur. Basıncın yükseklerde azaldığını göstermek için 16 yaşında dağla...
OKUMA BİLMEYEN MUHTEŞEM İMPARATOR           Babası Babur imparatorluğunun 2 .hükümdarı Hümayun öldüğünde,  tecrübeli bir komutan   Bayram Han ile Pencab’da bir kasabadadır. Babası öldüğünde Bayram Han, onu 14 Şubat 1556’da tam bir güvenlik içerisinde tahta oturtturup kendisi de onun naipliğini üstlenir.Dört yıl boyunca Bayram Han imparatorluğa hükmeder.Daha sonra Ekber Han 18 yaşına gelince tahtın tek sahibi olur.          Ekber  Şahın  temel düşüncesi halkı eşit gören , siyasal ve dinsel birliğin  olduğu bir Hindistan oluşturmaktı . Ekbername’deki şu sözler  bu düşünceyi ispatlar: “Bizim bütün insanlara inayet ve refet göstermekten başka amacımız yoktur. Benim gözümde Hindu- Müslüman birdir”.          Halkla iç içe olursa ülkede huzur ve refahın  artacağı düşüncesindedir. Bu Ekber ’in ne kadar ileri görüşlü olduğunu göstermektedir. Bununla beraber fetih hareketlerinde ama...
ELİTLERİN ROMASINDAN EŞİTLİĞİN ROMASINA           Roma toplumu patriciler, plepler ve köleler olmak üzere üç sınıfa ayrılmıştı. Patriciler, Mülkiyet, devlet memuru ve asker olabilme hakkına sahiptiler. Sosyal yaşam açısından diğer sınıflarda yer alanlara göre daha rahattılar.          Roma’ya sonradan gelip yerleşenler Plepleri oluşturmuştur. Plepler, hiçbir siyasi hakka sahip değillerdir. Daha çok hayvancılık, tarım, ticaret vb. işlerle uğraşmışlardır.           Köleler ise Roma nın işgali altındaki ülkelerden getirilmişlerdir. Patricilerin evlerinde hizmetçilik ya da uşaklık, tarlalarda işçilik ve kâhyalık gibi işler yapmışlardır. Hiçbir hakkı olmayan bu sınıf, efendisinin her istediğini yapmak zorunda kalmıştır.            Sınıflara ayrılmış olan Roma'da ciddi bir savaş başlamıştır. Patriciler (Yönetici Sınıf), kendilerinin Truva'nın ve eski Yunan ve Roma tanrılarının devamı ...
NESLİ KALMAYAN MUAZZAM BIR AİLE        Aristokrat veya soylu bir aile sayılamazlardı. Zamanla sadece Floransa’da ve Toskana topraklarında değil, bütün İtalya ve Avrupa üzerinde sanat sayesinde etkin olacak bir saltanat kurmuşlardır . Bu aile, soylu olmamalarının açığını, modern müzeler ve koleksiyonlar çığırını açan girişimleriyle kapatmışlardır.       Bu ailenin kurduğu banka;  sadece Avrupa’nın değil, tüm dünyanın en kârlı ve en zengin kuruluşuydu. Bu banka  zamanla Avrupa’daki bankaların kurumsallaşmalarında çok önemli bir yer tutmuştu. Zamanla  bu aile Vatikan’ın bankeri konumuna gelmişti.       Vatikan’ın bankeri olunca dört papa bu ailenin  üyelerinden seçilmişti.         Bu ailenin tarihi bir olay ile değişmeye başladı. 1439 yılında Floransa’da Ortodoks ve Katolik kiliselerinin önde gelen isimleri bir toplantı  yaptılar. Bu toplantıda Osmanlı’nın İstanbul  dayanmasıyla zor du...
İNSANLARI MUTLU EDEN ADAM          "Bir adam Liverpool'u başarısız  bir ikinci lig takımından dünyanın en iyilerinden birine dönüştürmüştü. O adamın felsefesi basitti: Futbol oynuyorsan, kazanmak için oynuyorsun." diyordu efsane teknik direktörün yardımcısı Bob Paisley.         Teknik direktör  olarak on yıl boyunca sırasıyla Carlisle, Grimsby, Workington ve Huddersfield'i çalıştırdı  ve 1 Aralık 1959'da Liverpool'u  devraldı. Başına geçtiği ekibin durumu hiç de parlak değildi. Kulübü Avrupa şampiyonu yaptıktan sonra bırakacağım diyerek inanılmaz bir öngörü sunmuştur.           Kulübün yönetimini aldığında; beş senedir ikinci ligteydi. Bunun yanında bir de takımı aldığında Liverpool  FA Cup'ta amatör küme takımlarından Worcester City'ye 2-1'le yenilerek kulüp tarihinin en utanç verici mağlubiyetini almıştı.          Takımı devraldıktan sonra  ikinci ligde iki...
KÜTAHYA'DAKİ MACAR DEVLET BAŞKANI          Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na karşı harekete geçen Macar milliyetçilerinin amacı; “Tam Bağımsız Macaristan” kurmaktı. Macarlar, Avusturya-Macaristan Kralına;  yüksek tabakaya verilen vergilerin kaldırılmasını, anayasa hükümeti sistemine  gore ve tamamen Macarlardan oluşan yeni bir kabine kurulmasını teklif etmişlerdir.  Bu tekliflerin önderliğini de Lajos Kossuth (Layoş Koşut) üstlenmiştir.         Avusturya-Macaristan Kralı yapılan teklifi kabul etti ve 17 Mart 1848 tarihinde de ilk Bakanlar Kurulu oluşturulmuştu. Lajos Kossuth, kurulan hükümetin ilk Maliye Bakanı olmuştur. Macaristan’a  olarak tayin edilen komutan, Macaristan’ı tekrar işgâl ederek, ülkenin her tarafında örfi idare ilan etmiştir. Avusturya Macaristan  kuvvetleriyle savaşan  Macar milliyetçileri neticede yaptıkları  bağımsızlık savaşını kazanıp, Başkahraman Lajos Kossuth’un onde...
MISIR'DA KADASTRO ve ROMADA MALİYE          Tales’in Bilim’le olan serüveni, Mısır’ı ziyaret etmesiyle başlamaktadır. Misir'da her sene belli zamanlarda sel oluyor. Sel uzun sürüyor ve doğal olarak bu suyun çekilmesinden sonra  ciddi hasarlar meydana geliyor.           Her sene olan bu sel olaylarından sonra  selin geçtiği alanlarda bir kıl tabakası kalıyor. Ve bu kil tabakası  arazi sahiplerinin sınırlarını kaybetmelerine yol açıyordu. Mısırlılar bu sorunu  ortadan kaldırmak için tarlaların sınırlarını özel yöntemler ile ayırıyolardı. Bunun için de özel geometri yöntemler kullanıyorlardı. Kadastroculuk burada başlıyor.          Tales bu kadastrocuları  incelerken  benzer üçgenleri  ve pisagoru  kullandığını görüyor. Bu anda bilginin bütün dünyaya yayilabilecegini anlıyor.          Mısırlı kadastrocular; bu işlemler sırasında bazı basit ve teme...
  MAÇ SONU BAŞLAYAN  DÖRT GÜN SAVAŞI               Orta amerikanın yüzölçümü en küçük olan ülkesi  Elsalvador  tüm Amerika kıtasının en yoğun nüfusuna sahip ulkesidir.  Elsalvador’daki  toprak ağaları yüzünden köylülerin üçte ikisinin bir toprak parçası bulunmadığı için  bu topraksız köylülerin  çareyi çoğu komşu Honduras’a göç etmekte bulmuşlardır.               Honduras'ın aksine;  Elsalvador’un altı katı toprak büyüklüğüne ve yarı nüfusa sahip olması ve hiç tarıma açılmamış arazilerinin olması bu göçün en cazip kısmıdır. Salvadorlular Honduras’ta köyler kuruyorlar ve çok ciddi bir nüfusa ulaşmasından dolayı ABD’ye bağımlı oligarşik hükümet Salvadorluların yerleştiği toprakları honduraslı köylülere dağıtmayı planlamıştı. Bu planlama Salvadorluların yurtlarına geri dönmeleri demek oluyordu.             Elsalvador hükümeti  bunu kabul...
KIRMIZI  MERMER KOLTUK              Joan, dokuzuncu asırda İngiltere'den ihraç edilmiş bir ailenin kızı olarak Almanya'da doğmuştur. Oldukça zeki bir kız olan Joan, devamlı olarak kadın olmasınin kendisine dezavantaj yarattığını düşünüyordu. Joan, 12 yaşına geldiğinde erkek elbiseleri giymeye  başlar. Joan bu erkek gibi görünme işine kendini o kadar kaptırır ki; Hristiyan misyonerlere katılmaya karar verir.               Atina'da din ve felsefe öğrenimi görür. Daha sonra Roma'ya gider ve John Anglicus ismiyle, Benedictine Manastırına girer.               Roma'da bilgisi ile geniş bir çevre edinir. Bundan dolayı Roma kilisesinin başında olan Papanın sağlığı bozulunca kardinallerin çoğu papalığa en layık kişi olarak onun adını söylemeye başlarlar.               Papa Leon ölünce yerine John Anglicus yani Joan  papa seçilir. Ve 8.J...
VEKSİLOLOJİ'DE İKİ İLGİNÇ  BAYRAK          Veksiloloji; bayrakların şeklini ve tarihi hikayelerini  bulan, inceleyen ve değerlendiren bayrak biliminin bilimsel arenadaki Latince adıdır.         Birbiri ile paralel ve yere dik mavi -beyaz-kırmızı renklerden oluşan bayraktır Fransız bayrağı.  Özgürlüklerin ve demokrasinin havarisi olan  Fransa'nin monarşiye bakışı  tüm dünya tarafından bilinir.            Fransa Bayrağındaki  mavinin özgürlüğü, beyazın eşitliği, kırmızının ise birliği temsil ettiği söylenmekle birlikte, hic azımsanmayacak oranda bir grup da  hikayeyi şöyle anlatır; mavi-kırmızının,  yüzyıllar boyunca Paris'in renkleri olduğu  ve Paris aristokrasisinin bu renklere çok önem verdiği birçok platformda anlatılır ve yazılır. Hatta Parisin en büyük futbol kulübünün (Paris Saint German)  renkleri de mavi ve kırmızıdır.  Bourbon Sarayı'nın ve haneda...
AYNI EVDE DOĞAN SOSYALİST  ve EMPERYALİST  İKİ KOMUTAN             Fransa'nın Nice şehrinde yaşayan herhangi birine   “Dünyaca en tanınmış Nice'li kim ?” diye soracak olursanız, size tek bir cevap verecektir: Joseph Pepin Garibaldi.  Yani İtalya’nın kurucusu, kurtarıcısı ‘İtalya Birliği’nin kurucusu, modern İtalya’nın ilk evrensel ve efsanevi kahramanı Guiseppe Peppino Garibaldi.                     “Kızıl Gömlekliler” ordusunun komutanı Garibaldi, İstanbul dahil dünyanın dört bir yanında ülkesiyle dayanışma amacıyla “Amele Cemiyetleri” örgütlemiş toplumsal bir yurtsever. İstanbulda kurduğu Italya Amele Cemiyetinin binası Casa Garibaldi olarak restore edilmiştir. Garibaldi’ye atfedilen, verilen sayısız ünvandan biri de “İki Dünya Kahramanı”.  Hayatının 13 yıllık  bir kısmı Güney Amerika’da bağımsızlık savaşları içinde geçiyor.            İtalyan...
ÜÇ PAPALI KİLİSE              Fransa   14ncü yüzyılda bağımsızlığını güçlendirmiş ve Avrupada  söz sahibi olmak istiyordu. Aynı zamanda Katolik kilisesi yönetiminde de söz sahibi olmak istiyorlardı.              Papalık seçiminde gösterdikleri  aday seçimde başarılı olamamıştı. Bu seçim hezimetinden sonra yeni seçilen  Papa'yı Fransa tanımamıştı.               Fransız devletinin çıkarlarını  teolojik  alanda koruyacak olan bir Kardinal Papalığa atanmıştır.   Fransa’nın Avignon şehrinde kurduğu papalığın başına  bu papagetirilmiştir.             Avignon papalığı yaklaşık 70 yıl devam eden bir süreç olmuştur. Bu Avignon papalığı döneminde  Roma’da da papalık devam etmiş ve Hıristiyan dünyası iki papalı bir dönem yaşamıştır.                Fransa, İspanya, İskoçya ve...
DÜNYANIN EN KÜÇÜK DEVLETİ VATİKAN'I KURAN ATEİST  DEVLET ADAMI                Vatikan adına  Hıristiyanlığın ilk 1350 yıllık dönemindeki tarihi belgelerde hiçbir şekilde rastlanılmamaktadır. Çünkü 1377 tarihine kadar Vatikan diye kutsal sayılmış bir bölge  yoktu. O zamana kadar Papalar Vatikan’da değil Roma’daki Lateran kilisesinde yaşarlardı. Papalar, Katolik alemini Lateran kilisesinden yönetmişlerdi.                 14. Yüzyıl’da, Fransa Kralları tarafından korunan papalar  Avignon şehrinde yaşamaktaydılar. Aynı zamanda Lateran kilisesindeki papalar da görevlerine devam etmekteydiler. Bu dönem  Hıristiyanlığın en tartışmalı dönemiydi..                  Lateran kilisesindeki Papaların Vatikan’a geçişleri, Avignon’daki Papalığın yıkılmasından sonra olmuştur. Bu nedenle ’’Lateran Kilise Kararları’’ daima Vatikan kararlarına öncelik sa...
BİZANS TARİHİNDEKİ  ÜÇ KARA GÜN                 İlk üç sefer anakaradan  yapılmıştı. Ancak bu yolu karadan aşmanın  güçlükleri gözlenmişti. Dördüncü Haçlı seferi için mutlaka deniz yolu tercih edilmeliydi. Ve binlerce kişilik bir kafileyi denizde organize edebilecek tek bir millet vardı, o da Venediklilerdi. Çünkü Venediklilerin son derece güçlü bir donanması  vardı . Ancak Venediklilere ödenecek para gerçekten büyük bir  sorun oluşturmaktaydı.          Aynı yıllarda Konstantinopolis’te ise taht krizi yaşanıyordu. Angelos (Angelus) hanedanlığının üyeleri birbirleri ile savaş halindeydi.  Hanedanın en genç üyesi Aleksios  Avrupa’ya kaçmıştı. Çünkü imparator olan amcası babasının gözüne mil çektirip zindana atmıştı.            Prens Aleksios, Venediklilere söz verilen paranın  toparlanamadığını öğrenmişti.  Latinlere, maddi destek paralı asker te...
ZINDIK JULIANUS        Hıristiyanlık ilkelerine göre eğitim gören julianus Apostata, altı yaşındayken ailesinin katledilmesinden sonra babasının yerine geçenlerin kendini Kappadokia’ya göndermesiyle buraya yerleşti.         Çoktanrılı dine inanan felsefecilerin derslerini izledi. Yirmi yaşında gizlice yeni Platoncu düşünce yollarını izlemeye karar verdi. Önce sezarlığa getirilen julianus Apostata, devlet işleriyle ilgilenmeye başladı            Julianus imparator kabul edildikten sonra, ilk işi çok tanrılı dinlere inandığını açıkça belirtmek oldu. Hıristiyanlığı, emperyalist bir duruma gelmesinden  yani dünyaya egemen olma arzusundan dolayı devlet için bir tehlike olarak gören Julianus, bir yandan bu dinin yayılmasını önlemeye, öte yandan da tümüyle çoktanrılılığa dayanan bir din kurmaya yönelik  önlemler aldı.         Hıristiyanlığa karşı aldığı en ciddi  önlem öğretimle ilgili...
KATOLİK OKULLARINDAN  KATOLİK                   DÜŞMANLIĞINA           Aziz Augustinus’un formüle ettiği Katolik doktrinine göre, dünya Adem’le Havva’nın cennetten kovulmasından bu yana Civitas Dei (Tanrinin devlet) ve Civitas Terrara (yeryuzu devleti) olarak ikiye ayrılıyordu. Katolik Kilisesi ise, Yeryüzü Devleti’ndeki Tanrı Devleti’nin temsilcisiydi. ‘Milano Fermanı’ ile Hıristiyanlık resmen tanındı ve din özgürlüğü güvenceye alındı.         Augustinus 1303 yılında Katolik kilisesi tarafından aziz ilan edilmiştir.  Adına birçok yerde kilise ve manastırlar yapılmıştır.          Erasmus, 1465 yılında Hollanda’nın Rotterdam kentinde doğdu. Din adamı olmak üzere 1487 yılında Hollanda´da  St. Augustinus  Manastırı'na girdi, 1492'de papaz oldu. Ancak daha çok bilim ile uğraşmak istediği istediği için üstlerinden “cüppe giymeme” hususunda iznini aldı...
GERÇEK  OSMANLI TARİHİNİ İLK YAZAN                         OSMANLI DÜŞMANI           Boğdan voyvodasının oğluydu. Ülkesindeki Osmanlı yöneticilerin güvenini kazandı ve İstanbul'a gönderildi. Yirmi iki yıl kaldığı Osmanli impartorlugunda aldığı eğitimler ve düzgün mantık yapısı sebebiyle Imparatorluk İstanbul’unda toplumun bütün  kesimlerini incelemişti. Bu incelemeleri yaparken  belge topladı, kimsenin akıl edemediği pek çok sorunun temelinde yatan esas nedenleri bulmaya çalışmıştı . Divan-ı Hümayun baştercümanıydı. Politik olaylara yakından tanık oldu. İmparatorluğun bütün kuruluşları hakkında bilgisi vardı.             Pek çok dil bilirdi ve  mükemmel bir Enderun tahsili almıştı.  Divan-ı Hümayun baştercümanı iken Boğdan voyvodalığına atanmıştı. Buraya giderken amacı Boğdan ve Eflâk’ı kendi yönetimi altında birleştirmekti. Boğdan voyvodalığın...
KARL POPPER ve ALBERT EINSTEIN                "Zihnimdeki sorunu doğuran ortamı ve uyarıcı olan örnekleri kısaca anlatmak isterim. Avusturya İmparatorluğunun çöküşünden sonra, Avusturya'da bir devrim oldu. Ortalık devrimci sloganlar ve fikirlerle, yeni ve çoğunlukla saçma kavramlarla dolmuştu. Benim ilgimi çeken kavramlar arasında Einstein'ın görelilik kuramı kuşkusuz en önemli olanıydı. İlgi duyduğum diğer üç kuram da, Marx'ın tarih, Frued'un psikanaliz ve Alfred Adler'in `bireysel psikoloji' kuramlarıydı."               Karl Popper, bu sözleriyle  Einstein'in izafiyet teorisi ile Marks , Freud ve Adler'in  teorilerini karşı karşıya getiriyordu. Izafiyet teorisi haricinde diger üç teoride de  herkes kendine göre doğrulanabilir bir  anlam çıkarabiliyordu. Ancak Einstein; kendi teorisinde yanlis olabilecek yerleri gosterebiliyordu. Bu Karl Popper'in cok hoşuna gitmişti.  Doğrulamadan ...
İKİ ALTIN ÖĞÜT          Soğuk bir kış günü kuşun biri havada avare avare uçuyormuş. Hava çok soğuk olduğundan dayanamamış ve karın üstüne tepetaklak  düşmüş. Kanatları ve vücudu donmak üzere olan kuş ölümü çaresizce beklemeye başlamış.          Tam o esnada oradan geçen bir inek gelip üzerine pisletmiş. Kafasına kadar inek pisliğine bulanmış. Kuş buna çok sinirlenmiş ama kalkıp da ineği dövecek hali yok ya. O anda ilginç bir şey olmuş. Pisliğin sıcaklığıyla vücudu ısınmış ve kanatları çözülmüş.            Bu duruma çok  sevinen  kuş ve pisliğin içinde mutlu mutlu ötmeye başlamış. Bu mutlu ötüşleri duyan bir kedi gelip  pisliği eşeleyip kuşu pislikten dışarı çıkarmış. Kuş kendisini pisliğin içerisinden kurtaran kediye tam teşekkürlerini sunacakken kedi tutmuş ve kuşu yemiş.  Her üstüne pisleyeni düşmanın sanma! Her pislikten seni kurtaranı dostun sanma! ...
YEMEN'DE  BİR İNGİLİZİ KURTARAN  AY - YILDIZ                Britanya'da     ondokuzuncu yüzyıl ortalarında   büyük bir kıtlık vardı.  Kıtlık ve susuzluk toplumda  hijyen sorununa neden olup, salgın hastalıklar baş göstermeye başlamıştır. Kısa zamanda salgınlar  tüm Britanya'yı etkilemişti.               Yıkılışı bile şanına yakışır biçimde olmalıydı Osmanlı'nın ve düşmanlara hâlâ güçlü gözükmek adına Osmanlı Sultanı Abdülmecid; Britanya'daki insanlara az da olsa yardım etmek maksadıyla üç gemi  erzak ve yardım maddesi göndermiştir.              Salgın hastalıklar ile uğraşan Britanya halkı  için  bu yardımlar çok önemliydi.Böyle bir olağanüstü  dönemde bile İngiliz kraliyet ailesi limanlarını Osmanlı gemilerini açmadı. Bu nezaketsizlik üzerine  Osmanlı gemileri de yüklerini, İrlanda'nın kuzey doğusundaki Dr...
BALYAN AİLESİ MIMAR MI? MUTEAHHİT Mİ?      Balyan Ailesi hakında araştırma  yaparken ilginc bir bigiye antoloji.com internet adresinde Bayram Akcan'ın bir röportajını  okuyarak ulaştım . Aynen aktarıyorum....   Yard. Doç. Dr. Selman CAN: BALYANLAR MİMAR DEĞİL, MÜTEAHHİT! ’I stanbul’u bir inci tanesi gibi süsleyen bazı saray, köşk, kışla, cami ve devlet dairelerinin mimarı Balyan ailesi değilmiş. Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim üyesi Yard. Doç. Dr. Selman CAN Balyanlar’ın, bilinenin aksine mimar değil müteahhit olduklarını Osmanlı arşivlerine dayanarak belgeledi. Ufuk Ötesi Gazetesi, yaptığı araştırmaları büyük yankı uyandıran Selman Can ile röportaj yaparak bir ilke daha imza atmanın haklı gururunu siz değerli okuyucularıyla paylaşıyor. Yazarımız Bayram Akcan sordu, Selman Can Türk Sanat Mimarisine ilişkin yanlış bilinenleri bütün çıplaklığıyla gözler önüne serdi… • Kamuoyu sizi Türk Sanat Mimarisi üzerine yaptığınız araştırmala...
OSMANLIDA MİMARLIK EFSANESİ OLAN AİLE             Balyan ailesi altı Osmanlı padişahına dört nesil mimar olarak hizmet vermiştir. Bu aileden dokuz mimar 19.yüzyılda  Istanbul'un çehresini yönlendirmişlerdir.          Balyanların aktif olduğu dönem,  Avrupa’nın  hızlı gelişmesine  ayak uydurmaya çalışan ve zamanı geçmiş yönetim biçimlerinden vazgeçemeyen Osmanlı dünyasında reformların başladığı bir dönemdi.           Balyanlar Osmanlı İmparatorluğu’nun başkentini camiler, kiliseler, saraylar, padişah köşkleri, süslü türbeler, okullar, hastaneler, baraj ve su kanalları, hatta saat kuleleri ve bir darphane ile donattılar.  Görkemli Batı tarzı cephelerle bütünleşmiş Doğu’ya özgü kemerler, Fransız eğitimi almış bu ünlü Osmanlı Ermeni ailesinin esinlendiği, diğer faktörlerin yanı sıra, Beaux-Arts mimari stilinin ruhunu yansıttığı uzmanlar tarafından anlatılır.    ...