KÜTAHYA'DAKİ MACAR DEVLET BAŞKANI

        Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na karşı harekete geçen Macar milliyetçilerinin amacı; “Tam Bağımsız Macaristan” kurmaktı. Macarlar, Avusturya-Macaristan Kralına;  yüksek tabakaya verilen vergilerin kaldırılmasını, anayasa hükümeti sistemine  gore ve tamamen Macarlardan oluşan yeni bir kabine kurulmasını teklif etmişlerdir.  Bu tekliflerin önderliğini de Lajos Kossuth (Layoş Koşut) üstlenmiştir.
        Avusturya-Macaristan Kralı yapılan teklifi kabul etti ve 17 Mart 1848 tarihinde de ilk Bakanlar Kurulu oluşturulmuştu. Lajos Kossuth, kurulan hükümetin ilk Maliye Bakanı olmuştur. Macaristan’a  olarak tayin edilen komutan, Macaristan’ı tekrar işgâl ederek, ülkenin her tarafında örfi idare ilan etmiştir. Avusturya Macaristan  kuvvetleriyle savaşan  Macar milliyetçileri neticede yaptıkları  bağımsızlık savaşını kazanıp, Başkahraman Lajos Kossuth’un onderliginde bağımsız bir  devlet kurmuşlardır. Lajos Kossuth yeni kurulan Macar devletinin ilk cumhurbaşkanı  olmuştur.
     Avusturya Kralı  bu sefer Rus çarının da desteğiyle Macarların karşısına 370.000 kişilik bir ordu ile çıkınca, Macarların bu mücadeleyi kaybetmeleri kaçınılmaz olmuştu. Yeni kurulan Macaristan yeniden Avusturya Macaristan tarafindan işgal edilmişti.
      Macar hareketi, kanlı bir şekilde bastırıldıktan sonra Macarlar ulkelerini terk ederek Osmanlı Devleti’ne sığınmışlardır.
        Rusya ve Avusturya ile varılan anlaşmalar uyarınca Macar mültecilerin yerleştirilmesi için Kütahya, Halep, Malta gibi yerler uygun görülmüştür. Kütahya’ya gönderilenler 57 kişiydi. Kendisinin ve  ailesinin Kütahya’ya gelmesinin ardından Kossuth’un yaptığı konuşmada;
     “...Bu biçare çocuklarımın, zalimler ellerinden kurtarılıp, Osmanlı’nın merhâmet ve adâletine iltica etmiş baba ve analarına gönderilmeleri ve kendilerine padişah tarafından ihsanlarda bulunulması ve bilcümle Macar fukarâlarına olan merhamet ve yardımlar hiç bir şekilde teşekkürle ödenebilecek işlerden değildir. Macaristan halkı bütün bütün esir olsalar yine bu merhametin bir zerresinin teşekkürüne yetmez. Allahü Teâlâ yeryüzünü halk edeli böyle bir padişah-ı ma‘den-i adâlet gelmemiştir ki bu, tarihe aşina olanların malûmudur. Rabbim ömrünü ü şevketini ziyade ve düşmanlarını perişan buyursun…” demiştir.
     Kossuth Kütahya’daki günlerini boş geçirmemiştir. Türkiye’de kaldığı bir buçuk sene içerisinde Türkçe öğrenmiş, hatta bir Türkçe gramer kitabı hazırlamıştır.
        Amerika Birleşik Devletleri 4 Mart 1851’de Akdeniz’de bulunan gemilerden birinin Osmanlı Devleti’nin de kabul etmesi halinde Kossuth ve arkadaşları  için tahsis edilmesini karara bağlamıştır.  Kossuth ve elliye yakın mülteci Kütahya’dan ayrılmıştır. Öncelikle Çanakkale’ye gittiler. Burada bindikleri  Amerikan savaş gemisiyle Türkiye’den ayrılmışlardır.  Kossuth ve arkadaşları ülkeden ülkeye giderek sempati uyandırmak ve destek toplamak amacıyla dolaşmaya devam etmiş, Amerika ve en son İtalya’da kalmışlardır.
    Kossuth Türkiye’de kaldığı yıllar hakkında şunları söylemiştir: “ Ben Türk halkına şükran borçluyum ve bu borcu aziz ve mukaddes bir mükellefiyet olarak kabul ediyorum. Türk halkının millî özelliklerine ve asil seciyesine karşı büyük bir saygı duymakta ve bu seciyeyi takdir etmekteyim” Kossuth ve subaylar, Kütahya’da 17 ay kadar süren misafirlikten sonra İngiltere ile Fransa’nın Türkiye’yle yaptıkları anlaşma üzerine buradan ayrılmışlardır. Kossuth, daha sonra gittiği Londra’da büyük zafer kazanmış kahraman gibi kabul görmüştür. Burada yaptığı konuşmasında, hayatını güven altına alan ve kendisini düşmanlarına teslim etmeyen Türkleri övmüştür:
     “Bugünkü hayatım ve hürriyetime sahipliğim, Avusturya ile Rusya’nın tehditlerine, baskılarına rağmen beni ve arkadaşlarımı muhafaza eden Türkler sayesindedir. O Türkler ki yüksek hislerle ve insan olan saygılarıyla hiçbir tehdide boyun eğmediler. Türk milleti, bu yönüyle, üstün bir güce sahiptir. Türkiye’nin bugün ve istikbalde mevcut olması, Avrupa’nın ve insanlık âleminin yararınadır. Ben Türklerden gördüğüm lütuf ve hürmetin hatıralarıyla yaşıyorum.”
        Rusya ve Avusturya Devleti’nin açık tehditlerine karşı Sultan Abdülmecid, “Ecdadımın altı yüz seneden beri bunca fedakârlıklarla muhafaza ettiği himâyet hakkını Avrupa bizden almak mı istiyor. Bu hakkı zâyi ettikten sonra bana saltanatın dahi lüzumu yoktur. Bir Macar’ı elli bin Osmanlı kanı döker yine muhafaza ederim” diyerek karşılık vermiş ve Osmanlı devlet felsefesinden ödün verme yerine bu devletleri karşınına alarak savaşı göze almıştır.



     
       
   

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar